İstanbul’un en eski tescilli lokantası olarak, sadece yemek sunmuyor; adeta unutulmaya yüz tutmuş bir mutfak mirasını, günümüze taşıyor. Fast-food zincirlerinin, minimal tabakların arasında, burası hâlâ ağır tencereler, uzun pişen etler, el yapımı turşular ve nesilden nesile aktarılan tariflerle dolu bir sığınak.

Son yıllarda lokanta, “Unutulmuş Lezzetler” temalı etkinlikler ve menü düzenlemeleriyle, Osmanlı saray sofralarından, Anadolu’nun eski ev mutfaklarından kaybolmaya yüz tutan tatları yeniden canlandırıyor. Özellikle belirttiğiniz lezzetler, tam da bu çabanın en güzel örnekleri:

Bıldırcın Pilavı
Küçük, zarif bir kuşun içinde ya da yanında sunulan pilav, Osmanlı mutfağının en narin lezzetlerinden. Bıldırcın eti, kemikli pişirilip yumuşacık hale getirilir; pilav ise tavuk suyu veya et suyuyla, bazen içine çekirdek, baharat ve kuru meyve karışımıyla hazırlanır. Günümüzde evlerde neredeyse hiç yapılmayan bu yemek, burada hâlâ özenle servis ediliyor. Bir lokmada hem av eti lezzeti hem de o eski, zengin pilav dokusunu hissediyorsunuz – unutulmuş bir zarafetin son temsilcilerinden.

Hünkar Beğendi
Klasiklerin kralı. Közlenmiş patlıcanın püre haline getirilip kaşar, süt ve krema ile buluştuğu yoğun, kadifemsi bir beğendi sosunun üzerine oturtulan dana ya da kuzu eti. Sultan Abdülaziz’e veya IV. Murad’a sunulduğu rivayet edilen bu yemek, burada hâlâ en geleneksel haliyle yapılıyor. Etin yumuşaklığı, sosun dumanlı tadı ve hafif karamelize dokunuşuyla, modern mutfakta nadir rastlanan bir derinlik sunuyor.

Hünkarî Tarhana Çorbası
Tarhananın en asil hali. Normal tarhanadan farklı olarak, içine yoğurt, un ve bazen özel baharat karışımları eklenerek daha yoğun, daha aromatik bir versiyonu hazırlanıyor. Osmanlı sarayında “hünkar” sıfatıyla anılan bu çorba, burada mis gibi nane, tereyağı gezdirilerek geliyor. Kışın içini ısıtan, yazın bile özlenen o ferahlatıcı ekşiliğiyle, günümüzün hazır çorba dünyasında neredeyse kaybolmuş bir hazine.
Çeşit Çeşit Turşular
Hacı Abdullah’ın vitrininde sıralanan kavanozlar, adeta bir müze gibi. Kendinizi tarihte bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsunuz.
Lahana, kırmızı pancar, acuka biber, yeşil domates, salatalık, erik… Her biri mevsimine göre, ev usulü fermente edilmiş. Turşu burada sadece garnitür değil; yemeğin ruhunu tamamlayan bir karakter. Özellikle kırmızı lahana turşusu ve baharatlı biber çeşitleri, et yemeklerinin yanında vazgeçilmez. Günümüzde market raflarında endüstriyel olanların yerini, hâlâ el emeğiyle yapılanlar almış.
Biber ve Sarma Çeşitleri
Yaprak sarma, biber dolması, lahana sarması zeytinyağlılar bölümünde her gün birkaç çeşit birden bulunuyor. Pirinç, soğan, maydanoz, nane, karabiber ve bazen kuş üzümüyle doldurulan bu dolmalar, hafif ekşimsi bir salçayla pişiriliyor. İç pilavın kokusu, zeytinyağının sızması… Hepsi o eski İstanbul evlerinin sofralarını hatırlatıyor. Özellikle yaprak sarma, lokantanın en çok övülen ve beğenilen klasiklerinden.
Bu lezzetler, Hacı Abdullah’ın mutfağında sadece yemek değil; bir hafıza, bir direniş. Beyoğlu’nun kaosunda, İstiklal’in kalabalığından birkaç adım ötede, beyaz örtülü masalarda oturup bir kâse hünkarî tarhana içtiğinizde ya da bıldırcın pilavının kokusunu içinize çektiğinizde, aslında 138 yıllık bir geleneğe konuk oluyorsunuz.
Unutulmaya yüz tutmuş tatları arayanlar için burası bir adres olmaktan öte, bir umut. Gidin, bir tabak beğendi, bir kâse çorba, bir tabak turşu ve yanında sarma söyleyin. Çünkü bazı lezzetler sadece burada, sadece şimdi yaşanabiliyor. Hacı Abdullah, İstanbul’da tarihin o mükemmel lezzetleri ini deneyimleneceğiniz favori mekanlardan sizde bu lezzetleri ve tarihi yerinde deneyimleye davetlisiniz.
Şimdiden hepinize afiyet
olsun….
