Bu yıl 5 Mayıs’ta ben de Edirne’deydim…
Ve şehir, bildiğimiz şehir olmaktan çıkmıştı.
Bir şehir düşünün; baştan sona bayram yerine dönmüş…
Çiçekli saç bantları, kırmızı pullu payetli şalvarlar, rengârenk şallar… Davul, zurna, darbuka, keman sesleri birbirine karışıyor. Her sokağın başında ayrı bir eğlence başlıyor. Bir köşeden klarnet yükselirken diğer tarafta darbukacı 9/8’lik ritmi vuruyor, göbekler atılıyor, kahkahalar sokaklardan taşıyordu.

Daha Sarayiçi’ne varmadan insan kendini müziğin akışına bırakıyor zaten. Çünkü Kakava’da izleyen diye bir şey pek kalmıyor; bir noktadan sonra herkes o ritmin içine karışıyor.
Kakava aslında sadece bir eğlence değil; Roman kültürünün yüzyıllardır yaşattığı güçlü bir gelenek. Bolluk, bereket, sağlık ve yeniden doğuşu simgeliyor. Hıdırellez ile iç içe geçen bu kültürde insanlar ateşten atlıyor, dileklerini nehre bırakıyor ve baharı büyük bir coşkuyla karşılıyor.

Kutlamaların en önemli figürlerinden biri ise Çeribaşı. Roman topluluğunun sembolik lideri sayılan Çeribaşı kortejin en önünde yürüyerek kutlamaları başlatıyor. Ardından davullar ve klarnetler eşliğinde binlerce kişi Sarayiçi’ne akıyor.
Roman kültürüne çoğumuz aslında biraz mesafeli büyüyoruz. Belki yeterince tanımadığımız için… Ama o 9/8’lik ritim başladığında herkesin içinde biraz Roman ruhu ortaya çıkıyor sanki. Çünkü o müzik sadece kulağa değil, direkt insanın içine çalıyor.
Bir Roman teyzenin söylediği cümle gece boyunca aklımdan çıkmadı:

“Bu müzik durunca hayat yine başlayacak.”
Ve gerçekten öyleydi. Ateş yakıldığında herkes aynı heyecanla etrafında toplandı. Kimisi dans etti, kimisi dilek diledi, kimisi sadece izledi… Ama kimsenin yüzünde sıradan bir ifade yoktu.

En çok da kırmızı kaldı aklımda…
Kırmızı elbiseler, kırmızı rujlar, kırmızı ışıkların altında dönen insanlar… O gece Edirne bana hayatın en canlı rengini gösterdi.
Sabaha karşı Tunca kıyısında yürürken şunu düşündüm:

Bazı şehirler gezilir, bazıları hissedilir.
Edirne, Kakava gecesinde hissedilen şehirlerden biriydi. Türkiye’nin dört bir yanından gelen herkes oynadı, eğlendi, dileklerini diledi. En son akıllarda bu yıl “ Baba Fingo’yu bulamadık seneye inşallah “ …
İçinizden geçen tüm dilekleriniz kabul olsun …
Sevgiyle güzellikle buluşmak üzere.
