Dr. Mehmet Selman Bayındır
Köşe Yazarı
Dr. Mehmet Selman Bayındır
 

NATO Zirvesi’nde Türk mutfağı bir diplomasi diline dönüştü...

Bu köşede ilk iki sayıda ele aldığım gastrodiplomasi (gastronomi diplomasisi) ve mutfak diplomasisi konusunun önemini Temmuz 2026’nın ilk haftasında Ankara tasdikledi: Yemek bir diplomasi dilidir. Japonya’nın sushi stratejisinden Meksika’nın taco politikasına, Türk şeflerin üç kıtadaki misyonundan Türk Mutfağı Haftası’na kadar anlattığım her örnek, 7-8 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde somutlaştı. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Trump, Macron, Meloni ve 30’u aşkın devlet başkanı ağırlandı. Gündemde güvenlik ve ittifak politikaları vardı. Ama o zirve, başka bir şeyle de tarihe geçti: Türk mutfağının dünya liderlerine sunulduğu sofrayla. Üç Sofra, Üç Şef, Tek Mesaj Liderler için gala yemeğini Fatih Tutak hazırladı — Türkiye’ye ilk iki Michelin yıldızını kazandıran isim. Uluslararası heyetlere resmi davetin mutfağında Sinem Özler vardı; zirvede görev alan tek kadın şef oldu. First Lady’lere sunulan öğle yemeği ise Osman Sezener’in imzasını taşıyordu. Hazırlıklar sekiz ay önce başladı; şefler sürece bir buçuk ay kala dahil oldu. Toplamda 70 kişilik mutfak kadrosuyla 20 binden fazla kişiye yemek servisi yapıldı. Menü tesadüfen kurulmadı. Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden coğrafi işaretli ürünler aynı sofrada buluşturuldu. Yemek isimleri zoraki çevirilere maruz kalmadı — haydari yine haydari olarak kaldı, mantı yine mantı. Bu küçük ayrıntı büyük bir özgüvenin ifadesiydi. Üç şefin kendi sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar aşçı ceketinin kutsallığını gösterdi. LİDERLER GALA YEMEĞİ MENÜSÜ-ŞEF FATİH TUTAK Başlangıç: Taş fırın pide, Trabzon tereyağı ve Hizan karakovan balı, Zeytinyağlı sebze sote ve yanık Denizli yoğurdu Ara Sıcak: Kayseri mantısı, İsli Ayaş salçası,  Yanık Denizli yoğurdu Ana Yemek: İlk seçenek, tarama, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı ile hazırlanan deniz levreği İkinci seçenek, yanık Trabzon tereyağı, köz patlıcan ve kuzugöbeği mantarlı firik pilavı eşliğinde ağır ateşte pişmiş dana kaburga Tatlı: Sütlü nuriye · Antep fıstığı köpüğü, Maraş dondurması, bergmot. Liderler Ne Dedi? Sofraların ardından gelen geri dönüşler gastrodiplomasinin ne kadar etkili işlediğini gösterdi. Trump’ın en çok dana kaburga tandırını beğendiği, hatta tarifini Beyaz Saray menüsüne koydurtmak için istediği aktarıldı. Macron’un tercihi ise özellikle Urla sakız enginarı ve Tokat asma soslu salata yönünde oldu. Fransa Cumhurbaşkanı’ndan Fatih Tutak’a “Bu modern Türk mutfağını Paris’te bir restorana çevirmelisin” teklifinin geldiği de kamuoyunda konuşuldu. Bu bilgilerin tamamının doğrulandığını söylemek güç ama böyle bir söylemin dolaşıma girmesi bile başlı başına bir gastrodiplomasi başarısı. Yemek isimlerinin zoraki çevirilere maruz kalmamış olması dikkat çekti. Haydari yine haydari olarak kaldı. Bu küçük ayrıntı büyük bir özgüvenin ifadesiydi. Balık Ekmekten Gala Yemeğine Zirvede yaşanan bir an, gastrodiplomasinin resmi sofraların çok ötesine geçtiğini gösterdi. Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, heyetiyle birlikte Ankara’dan İstanbul’a geçerek Eminönü’nde balık ekmek yedi. Koizumi, ziyaretini sosyal medya hesabından kendisi paylaştı. Kendisine servis yapan esnafın sözleri her şeyi özetliyor: “NATO zirvesi var, herkes Ankara’da. Onları burada görmek bizi çok şaşırttı. Balık ekmeği beğenip ‘mükemmel’ dediler, sonra pakette de yaptırdılar. Hiçbir tanıtım bütçesinin yapamayacağı şeyi bir balık ekmek yaptı. Üstelik balık denince akla gelen ilk ülkelerden birinin Japonya olduğunu düşünürsek… Strateji mi, Tesadüf mü? Bu köşenin ilk” sayısında sormuştum: Türkiye bu potansiyeli ne kadar bilinçli kullanıyor? İkinci sayıda Türk şeflerin üç kıtadaki misyonunu, Türk Mutfağı Haftası’nın koordinasyonunu anlattım. NATO Zirvesi’nin sofrası bu soruya en güçlü yanıtı verdi. Coğrafi işaretli ürünlerin merkeze alınması, yemek isimlerinin Türkçe korunması, üç farklı davetin aynı hikâyeyi anlatması bunlar stratejik tercihler. Türkiye bu zirvede mutfağını salt bir ağırlama unsuru değil, ulusal kimliğinin ve üretim gücünün somut bir göstergesi olarak konumlandırdı. Şef Sinem Özler›in sözleri bu ruhun en güzel özeti: “Biz zaten dünyada Türk mutfağının ilk üçte olduğunu biliyoruz, ben buna gönülden inanıyorum”. O inanç, Ankara’da kurulan sofralarda somutlaştı. Ve dünya liderleri o sofraları boş tabak bırakarak terk etti — bir ülke için en güçlü diplomatik mesaj bu. Bir zirvede alınan kararlar yıllarca müzakere edilir. O zirvedeki yemekler ise kalıcı bir iz bırakır çünkü lezzet hafızaya kazınır, protokol notlarına değil.
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 -Çarşamba
Dr. Mehmet Selman Bayındır

NATO Zirvesi’nde Türk mutfağı bir diplomasi diline dönüştü...

Bu köşede ilk iki sayıda ele aldığım gastrodiplomasi (gastronomi diplomasisi) ve mutfak diplomasisi konusunun önemini Temmuz 2026’nın ilk haftasında Ankara tasdikledi: Yemek bir diplomasi dilidir. Japonya’nın sushi stratejisinden Meksika’nın taco politikasına, Türk şeflerin üç kıtadaki misyonundan Türk Mutfağı Haftası’na kadar anlattığım her örnek, 7-8 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde somutlaştı. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Trump, Macron, Meloni ve 30’u aşkın devlet başkanı ağırlandı. Gündemde güvenlik ve ittifak politikaları vardı. Ama o zirve, başka bir şeyle de tarihe geçti: Türk mutfağının dünya liderlerine sunulduğu sofrayla.

Üç Sofra, Üç Şef, Tek Mesaj

Liderler için gala yemeğini Fatih Tutak hazırladı — Türkiye’ye ilk iki Michelin yıldızını kazandıran isim. Uluslararası heyetlere resmi davetin mutfağında Sinem Özler vardı; zirvede görev alan tek kadın şef oldu. First Lady’lere sunulan öğle yemeği ise Osman Sezener’in imzasını taşıyordu. Hazırlıklar sekiz ay önce başladı; şefler sürece bir buçuk ay kala dahil oldu. Toplamda 70 kişilik mutfak kadrosuyla 20 binden fazla kişiye yemek servisi yapıldı.

Menü tesadüfen kurulmadı. Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden coğrafi işaretli ürünler aynı sofrada buluşturuldu. Yemek isimleri zoraki çevirilere maruz kalmadı — haydari yine haydari olarak kaldı, mantı yine mantı. Bu küçük ayrıntı büyük bir özgüvenin ifadesiydi. Üç şefin kendi sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar aşçı ceketinin kutsallığını gösterdi.

LİDERLER GALA YEMEĞİ MENÜSÜ-ŞEF FATİH TUTAK

Başlangıç: Taş fırın pide, Trabzon tereyağı ve Hizan karakovan balı, Zeytinyağlı sebze sote ve yanık Denizli yoğurdu

Ara Sıcak: Kayseri mantısı, İsli Ayaş salçası,  Yanık Denizli yoğurdu

Ana Yemek: İlk seçenek, tarama, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı ile hazırlanan deniz levreği

İkinci seçenek, yanık Trabzon tereyağı, köz patlıcan ve kuzugöbeği mantarlı firik pilavı eşliğinde ağır ateşte pişmiş dana kaburga

Tatlı: Sütlü nuriye · Antep fıstığı köpüğü, Maraş dondurması, bergmot.

Liderler Ne Dedi?

Sofraların ardından gelen geri dönüşler gastrodiplomasinin ne kadar etkili işlediğini gösterdi. Trump’ın en çok dana kaburga tandırını beğendiği, hatta tarifini Beyaz Saray menüsüne koydurtmak için istediği aktarıldı. Macron’un tercihi ise özellikle Urla sakız enginarı ve Tokat asma soslu salata yönünde oldu. Fransa Cumhurbaşkanı’ndan Fatih Tutak’a “Bu modern Türk mutfağını Paris’te bir restorana çevirmelisin” teklifinin geldiği de kamuoyunda konuşuldu. Bu bilgilerin tamamının doğrulandığını söylemek güç ama böyle bir söylemin dolaşıma girmesi bile başlı başına bir gastrodiplomasi başarısı.

Yemek isimlerinin zoraki çevirilere maruz kalmamış olması dikkat çekti. Haydari yine haydari olarak kaldı. Bu küçük ayrıntı büyük bir özgüvenin ifadesiydi.

Balık Ekmekten Gala Yemeğine

Zirvede yaşanan bir an, gastrodiplomasinin resmi sofraların çok ötesine geçtiğini gösterdi. Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, heyetiyle birlikte Ankara’dan İstanbul’a geçerek Eminönü’nde balık ekmek yedi. Koizumi, ziyaretini sosyal medya hesabından kendisi paylaştı. Kendisine servis yapan esnafın sözleri her şeyi özetliyor: “NATO zirvesi var, herkes Ankara’da. Onları burada görmek bizi çok şaşırttı. Balık ekmeği beğenip ‘mükemmel’ dediler, sonra pakette de yaptırdılar. Hiçbir tanıtım bütçesinin yapamayacağı şeyi bir balık ekmek yaptı. Üstelik balık denince akla gelen ilk ülkelerden birinin Japonya olduğunu düşünürsek…

Strateji mi, Tesadüf mü?

Bu köşenin ilk” sayısında sormuştum: Türkiye bu potansiyeli ne kadar bilinçli kullanıyor? İkinci sayıda Türk şeflerin üç kıtadaki misyonunu, Türk Mutfağı Haftası’nın koordinasyonunu anlattım. NATO Zirvesi’nin sofrası bu soruya en güçlü yanıtı verdi. Coğrafi işaretli ürünlerin merkeze alınması, yemek isimlerinin Türkçe korunması, üç farklı davetin aynı hikâyeyi anlatması bunlar stratejik tercihler. Türkiye bu zirvede mutfağını salt bir ağırlama unsuru değil, ulusal kimliğinin ve üretim gücünün somut bir göstergesi olarak konumlandırdı.

Şef Sinem Özler›in sözleri bu ruhun en güzel özeti: “Biz zaten dünyada Türk mutfağının ilk üçte olduğunu biliyoruz, ben buna gönülden inanıyorum”. O inanç, Ankara’da kurulan sofralarda somutlaştı. Ve dünya liderleri o sofraları boş tabak bırakarak terk etti — bir ülke için en güçlü diplomatik mesaj bu.

Bir zirvede alınan kararlar yıllarca müzakere edilir. O zirvedeki yemekler ise kalıcı bir iz bırakır çünkü lezzet hafızaya kazınır, protokol notlarına değil.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve favorilezzetler.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.