Kırklareli’de yaşıyorum. Bu cümleyi her söylediğimde karşımdaki insanın yüzünde aynı ifadeyi görürüm: kibarca gizlenmiş bir “peki orada ne var ki?” bakışı. Oysa Kırklareli, Trakya’nın tam kalbinde, kuzeyinde Bulgaristan, kuzeydoğusunda Karadeniz, batısında Edirne, güneyinde Tekirdağ ile çevrili; İstanbul’a yalnızca iki saat mesafede ama bambaşka bir dünyanın içinde.

Lozengrad’dan Kırklareli’ye
Şehrin Bulgarcadaki adı Lozengrad — yani “üzüm şehri.” Bu isim tesadüf değil: Trakya’nın bağ geleneği bu topraklarda köklü. Türkçe adı ise Kırkkilise’den Kırklareli›ye dönüşmüş. MÖ 6. yüzyıldan Osmanlı’ya uzanan tarih katmanları arasında en derin izi Balkan göçleri bırakmış: Bulgaristan, Arnavutluk ve Makedonya’dan gelen muhacirler yanlarında tariflerini, fermente geleneklerini, hamur işlerini de getirdi. Bugün Kırklareli mutfağının zenginliği büyük ölçüde o göç hafızasının ürünü. Unutmadan bir de Aşağıpınar Höyüğü var binlerce yıl öncesinden bize kalan bir miras.

Doğası, Kültürü ve Meyveleri
Istranca Dağları’nın gölgesinde yemyeşil ormanlar, Avrupa’nın en büyük subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanları, Karadeniz kıyısındaki sakin kasabalar ve Trakya’nın en büyük mağarası Dupnisa — Kırklareli doğası henüz kalabalığa açılmamış bir hazine. Kültürel hayatı da bir o kadar zengin: Karagöz Festivali, yağlı pehlivan güreşleri, bağbozumu şenlikleri... Kiraz ve üzüm bu şehrin gurur meyveleri— her yıl düzenlenen bağbozumu festivali ve uzun aradan sonra bu yıl düzenlenen Karahıdır Kiraz Festivali en renkli buluşmalardan biri. Demirköy ise 1982’den bu yana Çilek Festivali’ne ev sahipliği yapıyor.
Sofrası: Göçün Tarifi

Kırklareli mutfağı et ve süt ürünleri ile hamur işi ağırlıklı, hayvancılık bu toprağın kadim geçim kaynağı. Köfte bir gelenek, pilav bir ritüel, oğlak tandır baharın müjdecisi. Ciğer sarma Trakya’nın nadir imzalarından biri; pek çok yerde adı bile duyulmamış. İçeceklerde ise şehir gerçekten özgün: hardaliye, üzüm, hardal tohumu ve vişne yaprağı hazırlanan mayalı ve alkolsüz bir içecek, Lozengrad adına yakışır biçimde bu toprağa özgü. Boza ise Balkan göçmenlerinden devralınan fermente geleneğin sessiz taşıyıcısı.
Kırklareli’nde her lokma bir göç hikayesi, her yudum bir tarih belgesi taşıyor. Bu sofra anlatılmayı hak ediyor.
Önümüzdeki sayılarda Kırklareli ve Trakya›ya daha derinlemesine eğileceğim. Bir sonraki yazıda ise bu şehrin sofralarını taşıyan mekânları, yıllardır aynı tarifle çalışan ustaları ve sakladıkları lezzetleri yerinde anlatacağım.
