Takvimler Eylül’ü gösterdiğinde, yaz henüz tamamen bavulunu toplamamış olsa bile mutfaklarda başka bir telaş başlar. Sabahların serinliği, akşamları havanın daha erken kararması ve pazarlarda değişmeye başlayan renkler bize aynı şeyi fısıldar:
“Kış geliyor…”
Benim için Eylül yalnızca sonbaharın ilk ayı değildir. Eylül; hazırlıktır, berekettir, paylaşmaktır.

Bir yandan yazın son domatesi, biberi ve patlıcanı tezgâhlardaki yerini korurken, diğer yandan mutfaklarda kışın habercisi olan kavanozlar yan yana dizilmeye başlar.
Eskiden kış hazırlığı neredeyse bir aile geleneğiydi. Evlerin balkonlarında, bahçelerinde ve damlarında kurutulan sebzeler; büyük kazanlarda kaynatılan domatesler, hazırlanan salçalar, turşular, reçeller… Bütün bunlar yalnızca kışlık yiyecek hazırlamak değil, aynı zamanda ailece geçirilen zamanın ve kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak kültürünün de bir parçasıydı.
Bugün hayatlarımız çok daha hızlı…
Belki hepimizin büyük bahçeleri, geniş balkonları ya da kilerleri yok. Ama mutfağımızda birkaç kavanoz domates sosu hazırlamak, birkaç kilo sebze kurutmak; kendi reçelimizi, turşumuzu ve tarhanamızı yapmak, birkaç beze erişte kesmek bile geçmişle aramızdaki o güzel bağı yaşatmaya yeter.
Çünkü kış hazırlığı aslında yalnızca yiyecek saklamak değildir.
Mevsiminde yetişen ürünün kıymetini bilmektir. Domatesi en güzel zamanında alıp sos yapmak, biberi mevsiminde kurutmak, patlıcanları ipe dizip güneşe bırakmak, fasulyeyi ayıklayıp konserve yapmak… Bunların her biri mutfağın mevsimlerle kurduğu eşsiz ilişkinin bir parçasıdır.
Çünkü mevsiminde yetişen ürün yalnızca daha lezzetli değildir; aynı zamanda mutfağımıza doğallığı, emeği ve bereketide taşır.
Eylül ayında başlayıp sonbahar boyunca devam eden hazırlıkların başında domates ve biber sosları, salçalar, turşular, kurutmalık sebzeler ve dondurucu için hazırlanan ürünler gelir.
Elbette her evin, her yörenin, hatta her ailenin kış hazırlığı farklıdır.
Kimi evde tarhana yoğrulur…
Kimi evde erişte kesilir…
Kimi evde patlıcanlar ipe dizilir…
Kimi evde ise anneden, anneanneden kalma eski bir tarif yeniden hayat bulur.
Belki de kış hazırlıklarını bu kadar özel yapan tam olarak budur. Bir kavanozun kapağını kapatırken yalnızca domatesi, biberi ya da turşuyu saklamayız. O kavanozların içine anılarımızdan, ailemizden ve geçmişimizden de küçük bir parça koyarız.
Aylar sonra, soğuk bir kış gününde o kavanoz açıldığında mutfağa yayılan koku bize yalnızca yazın lezzetini değil, o hazırlık günlerinin hatırasını da getirir.
Öyleyse Eylül geldiğinde yalnızca sonbaharı karşılamayalım…
Mutfağımızda kış hazırlıklarına da yer açalım. Kavanozlarımızı dolduralım, sebzelerimizi kurutalım, aileden kalan tariflerimizi yeniden hatırlayalım.
Ve hazırladığımız her ürünün içine biraz sevgi, biraz emek, bolca bereketkatalım.
Çünkü bazı hazırlıklar yalnızca kış için yapılmaz…
BAZI HAZIRLIKLAR,GEÇMİŞİMİZİ GELECEĞE TAŞIMAK İÇİNDİR.
