2025-2026 verilerine göre sektör genelinde 80 bine yakın açık pozisyon konuşuluyor; birçok işletme hâlâ garson, aşçı yardımcısı, barista, resepsiyonist ve mutfak elemanı arayışında. Bu tablo, yaz turizminin bel kemiği olan sezonluk istihdam modelinin hem vazgeçilmezliğini hem de kronik sorunlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Sezonluk personel, turizm ve gastronominin en belirgin özelliği olan mevsimsellik karşısında işletmelerin en pratik ve ekonomik çözümü olmaya devam ediyor. Yazın turist akınıyla birlikte doluluk oranları %90’ları aşarken, kışın %20-30’lara düşen tesisler yıl boyu tam kadro istihdam edemiyor. Sezonluk eleman almak, işletmelere büyük esneklik sağlıyor: Yoğun dönemde tam kapasite hizmet veriliyor, düşük sezonda ise personel maliyeti minimuma indiriliyor. Bu model, özellikle küçük ve orta ölçekli sezonluk işletmeler için hayati; aksi takdirde kâr marjları eriyip gidiyor. Ayrıca gençler, öğrenciler, üniversite mezunları ve ek gelir arayanlar için kısa sürede yüksek kazanç fırsatı sunuyor. Bahşiş kültürüyle birlikte iyi bir yaz sezonu, birçok çalışanın yıllık gelirinin önemli bir kısmını karşılayabiliyor.

Ancak bu modelin avantajları kadar çarpıcı dezavantajları da var ve bunlar artık sektörün sürdürülebilirliğini tehdit eder boyuta ulaştı.
İşletmeler açısından dezavantajlar: Öncelikle personel bulma ve elde tutma zorluğunda kendini gösteriyor. Eğitimli, deneyimli elemanlar ya sektörden tamamen kopuyor ya da Yunanistan, Kıbrıs, Karadağ gibi komşu ülkelere gidiyor; oralarda daha yüksek net kazanç ve bazen daha düzenli çalışma koşulları sunuluyor. Her yeni sezonda sıfırdan personel toplamak, eğitmek ve uyum sürecini yönetmek ciddi zaman ve para kaybı yaratıyor. Hizmet kalitesinde dalgalanmalar kaçınılmaz oluyor; “her sezon yeni ekip” demek, çoğu zaman “her sezon yeniden başlama” anlamına geliyor.
Çalışanlar açısından ise tablo daha da ağır. Sezonluk istihdam, iş güvencesizliği demek: 6-7 aylık yoğun çalışma sonrası uzun kış ayları işsizlik, sigorta primlerinin kesintiye uğraması, işsizlik ödeneğinden yeterince yararlanamama, yıllık izin hakkının fiilen kullanılamaması… Birçok turizm çalışanı, yılın yarısında “askıya alma” tehdidiyle yaşıyor. Uzun mesailer (hatta yeni düzenlemeyle 10 gün aralıksız çalışma), düşük temel maaş + bahşiş bağımlılığı, fiziksel ve zihinsel tükenmişlik, aile hayatına yansıyan stres… Eğitimli gençlerin sektöre giriş yapmaması, kalifiye personel açığının büyümesi ve hizmet standartlarının düşmesi de bu döngünün kaçınılmaz sonucu.

Günümüzde sektörün en büyük paradoksu şu: Turist sayısı rekor kırarken, gastronomi ve turizm istihdamı hâlâ “kaliteli ve sürdürülebilir” olmaktan uzak. 12 aya yayılma çabaları (kış turizmi, gastronomi festivalleri, sağlık ve kültür turları) artsa da, yaz ağırlıklı yapı değişmiyor. Bu yüzden hem işletmeler hem çalışanlar arasında “kazan-kazan” yerine “kısa vadeli kazanç – uzun vadeli kayıp” dengesi hâkim.
Yaz sezonu geliyor ve masalar tekrar dolacak, mutfaklar yine taze başlayacak. Ama bu döngü aynı hızla devam ederse, birkaç yıl sonra “personel yok” çığlıkları daha da yükselecek. Çözüm, belki de daha adil bahşiş dağıtımı, kış dönemi eğitim programları, mevsimlik işçilere yönelik sosyal güvence iyileştirmeleri ve sektörün 9-10 aya yayılması gibi adımlarda yatıyor.
Çünkü turizm ve gastronomi, sadece güzel manzaralar ve lezzetli tabaklar değil; aynı zamanda insan emeği üzerine kurulu bir endüstri. O emeğin değeri, sadece yazın değil, yılın her gününde hissedilmeli.
